
1958'de Washington D.C.'de CENTO toplantısı olacaktı. Bu toplantıdan bir süre önce Sovyet Rusya lideri Kruşçef ABD'yi ziyaret etmiş ve iki ülke Soğuk Savaş'ın ortadan kaldırılması için karşılıklı iyi niyet gösterileri yapmışlardı. Bu yüzden, bu ziyaretten hemen bir süre sonra toplanacak olan CENTO konseyinin, alışıldık şekilde, Sovyet Rusya aleyhinde birtakım sözlere ve gösterilere sahne olmasını ABD Dışişleri istememiş ve Washington Büyükelçiliğimize başvurarak bu seferki CENTO toplantısının başbakanlar, dışişleri bakanları ve genelkurmay başkanları seviyesinde yapılmamasını, bu toplantıya ABD'de mevcut elçilerin katılmasıyla yetinilmesi ricasında bulunmuştu. Elçiliğimiz bu dileği Ankara'ya ulaştırdı ve Ankara'dan da, rica gereğince hareket edileceğini öğrendi; sonra da bu bilgiyi ABD dışişlerine ulaştırdı. İngiltere ve Pakistan bu toplantıya katılmak üzere ABD'deki büyükelçilerini görevlendirdiler. Aradan birkaç gün geçtikten sonra, Türkiye büyükelçisini tekrar dışişlerine davet ettiler ve kendisine, "Siz her ne kadar Sayın Menderes'in Amerika'ya gelmeyeceğini söylemişseniz de, Ankara'dan aldığımız ciddi haberlere göre, sayın başbakanın ABD yolculuğuna hazırlandığı kesin olarak bildirilmektedir. Hatta Paris'e kadar uçak biletleri alınmış ve Paris'ten Atlantiği geçmek üzere yine uçaklarda yer ayırtılmıştır!" dediler ve ilave ettiler: "Son durumları biliyorsunuz, dünyada barışı kurmak için Rusya ile karşılıklı yumuşama havası içine girdik. Çok rica ediyoruz, politikamıza zarar verecek böyle bir girişimde bulunmasınlar.."

Bu ikinci uyarıya kızan büyükelçimiz Suat Hayri Ürgüplü, bu konuşmayı da Ankara'ya şifreledi ve sayın başbakanın ABD'ye kadar zahmet etmemesi yolundaki telkinlere kendisinin de katıldığını bir kez daha ilave etti.. Gelen cevapta: ABD dışişlerinden gelen telkinin yerinde olduğu, Menderes'in ABD'ye gelmesinin söz konusu olmadığı tekrar teyit ediliyor, buna karşılık Menderes'in Paris'e gideceği ve burada NATO ilişkileri dolayısıyla bazı temaslarda bulunacağı söyleniyordu.. Bu da büyükelçimiz vasıtasıyla Amerikan dışişlerine ulaştırıldı..
Fakat, ABD dışişlerinin Ankara'dan yaptığı istihbarat, dışişlerimizin büyükelçimize gönderdiği şifrelerden daha doğru çıktı ve aradan birkaç gün geçtikten sonra önce Menderes'in kalabalık bir heyetle yola çıktığına dair telgraf geldi.. Ve Menderes bir gün sonra New York La Guardia Havaalanı'na tepeden inme geliverdi!..
ABD dışişlerinden hiç kimse Menderes ve heyetini karşılamak için gelmedi. Menderes buna çok üzüldü, buz gibi oldu. İşin garibi, bu toplantıya istenmemesine rağmen yalnız kendi gelmemiş, İran Başbakanı İkbal'i de beraberinde sürüklemişti. İkbal de olan bitenlerden haberi olmadığı için, bu durumla karşılaşınca çok üzülmüş ve, "Menderes bunu bana neden yaptı?" diye dertli dertli sızlanmıştı.. Fakat bir kere olan olmuştu, başkente geçtiler ve CENTO toplantılarına katıldılar..
İşin daha da kötü tarafı, Başkan Eisenhower da Washington'da yoktu, çiftliğine gitmişti. Resmen buyur edilmemiş olan iki başbakanı da bu yüzden kabul etmek istememişti..
Türkiye Başbakanı ABD'ye kadar gelsin ve orada devlet başkanı tarafından kabul edilmesin, bu olacak şey değildi! Bu, Türk kamuoyunda çok kötü tepkilere neden olurdu. Türkiye Büyükelçisi bu nedenle teşebbüs üzerine teşebbüs yaptı; evet Menderes davetsiz misafir olarak gelmişti ama, nihayet aradaki dostluk ve iyi ilişkilere güvenerek gelmişti.. Menderes hatalı hareket etmiş olsa bile kendisine bu ağır muamelenin yapılması için sebep yoktu.. Nihayet ABD Dışişleri Bakanı Herter, Başkan'ı ikna etti; Eisenhower helikoptere atladı ve istemeyerek de olsa Beyaz Saray'a geldi. Menderes, Fatin Rüştü ve Hasan Polatkan'ı kabul etti. Bu kabul ancak yedi (7) dakika sürdü.. Bu ziyarette ne şampanya, ne kahve, hiçbir şey ikram edilmedi; önemli hiçbir şey konuşulmadı..
Çok üzülen Menderes için elçiliğimiz tarafından yine "el altından" bazı teşebbüsler yapıldı ve o tarihte başkan yardımcısı olan Nixon, "zevahiri kurtarmak amacıyla", F. Street Kulübü'nde Menderes ve İkbal'in şerefine bir öğle yemeği verdi.. Beyaz adi porselen tabaklarda ve basit beyaz örtülerin örttüğü masalarda bir öğle yemeği.. Bu yemeğe CIA Başkanı Allan Dulles ile ekonomik işler bakan yardımcısı Dillon da çağrıldılar..
Bu arada Menderes'in ABD ziyaretinin büyük bir fiyasko ile sonuçlandığını sezen eski Türkiye Büyükelçisi McGhee bir kurtarıcı gibi ortaya çıktı. McGhee, Texas'ta petrol işleriyle meşgul oluyor, Türkiye ile ticari ilişkiler kurmak istiyordu. İktidardaki Cumhuriyetçilere muhalifti. Menderes'le eski tanışıklığını ileri sürerek kendisini Dallas'a davet etti..
Menderes üzgündü, ABD hükümetine, "Siz beni istemediniz ama, Amerika'da benim dostlarım var, onlar beni seviyorlar," mesajı verebilmek için bir fırsat olduğundan, bu daveti kabul etti.
McGhee, başkentte Menderes'e yapılan muameleyi öğrenmiş olduğundan, Dallas'ta kendi partisinin düzenlediği 30-40 otomobillik bir kortejle Menderes'i dolaştırdı. Onun şerefine, kentin en büyük otellerinden birinde, büyük bir ziyafet düzenlendi. Ve bu ziyafette Menderes, ABD politikasına uymayan nutuklar çekince, Dışişleri Bakanı Herter, Suat Hayri Ürgüplü'yü makamına davet ederek şunları söyledi:
"Sayın Büyükelçi, ben Ankara'ya gelsem, sonra hiç kimseye haber vermeden kalkıp Diyarbakır'a gitsem, orada Türk politikasıyla uyuşmayan nutuklar vermeye kalksam, hükümetiniz acaba ne der? Biz Sovyet Rusya ile ilişkilerimizi düzeltmeye çalışıyoruz. Bu, herhalde Türkiye'nin aleyhine değildir. Halbuki başbakanınız Rusya aleyhinde nutuklar çekerek bizim işimizi bizim memleketimizde zorlaştırıyor, bu olur mu?.."

Tam da bu sırada Menderes, Dallas'ta, başında kovboy şapkasıyla fotoğraflar çektiriyor, sokaklarda korna çala çala, kalabalık otomobil grubuyla Amerikan Demokrat Parti'sinin misafiri olarak nümayiş yapar gibi dolaşıyordu..
İş bununla da bitmedi. Bu sefer de kuzeyde bir şehirde yaşayan ve Türk hükümetine buldozer satmış Mr. May isimli bir zattan davet geldi. May, Türkiye ile yapmak istediği ticari işlerde Menderes'in yardımını temin etmek istiyordu. Amerikan hükümetine kızgın olan Başbakan bu daveti de hükümetten habersiz olarak kabul etti, ve sonunda, tıpkı geldiği zaman nasıl karşılanmadıysa, giderken de öylece selametlenmeden ABD'den ayrıldı..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder