
İtilaf Devletlerinin, civardaki maden yatakları ve stratejik özelliği sebebiyle yakın ilgi alanına giren ve hassasiyetle takip ettikleri en önemli bölgelerden birisi de, Orta Karadeniz bölgesindeki Samsun ve Sinop havalisi olmuştur (1)..
Bölgenin stratejik özelliği sebebiyle dikkatlerini bu bölgede yoğunlaştıran İngilizler, Samsun'da bulunan askeri depolardan halka silah dağıtıldığını iddia ettiler (2). Samsun havalisindeki bu ve benzeri gelişmelerden rahatsız olan ve küçük olayları büyüterek yansıtan, bu sayede bölgede daha çok söz sahibi olmak isteyen İngilizler, 200 kişilik bir müfreze göndererek 9 Mart 1918 tarihinde Samsun'u işgal ettiler (3)..
Samsun ve civarında meydana gelen bu gelişmeler üzerine, İstanbul'da bulunan İngiliz Yüksek Komiseri Amiral Calthorpe, 21 Nisan 1919 tarihinde Sadrazam Damat Ferid Paşa'ya bir mektup gönderdi ve "9. Ordunun görev alanına giren bölgelerde durumun tatmin edici olmadığını ve Mütareke hükümlerine tam olarak uyulmadığını" resmen bildirdi (4).. Amiral Calthorpe mektubunda ayrıca, "Bazı cemiyetlerin halktan asker topladığını ve bundan Rum halkının rahatsız olduğunu belirtti ve gereken her türlü önlemin derhal alınmasını" istedi.. Bu konuda Sultan Vahdeddin'e de müracaat eden ve kesin bir uyarıda bulunan Calthorpe (aşağıda), bu görüşmede ne gibi önlemler alınması gerektiği konusunda kendi fikirlerini de açıkladı ve "Yüksek yetkilere sahip bir askeri heyetin, başlarında hareketli bir generalle, derhal görev mahalline giderek 9. Orduyu disiplin altına alması gerektiğini" söyledi (5)..
.jpg/350px-Rear-Admiral_Moore_(LoC).jpg)
Bu arada Osmanlı Devleti'nin kimi üst düzey komutanları da, devleti içine düştüğü çıkmazdan kurtarmanın hesabı içindeydiler. Bu amaçla sık sık gizlice bir araya geliyorlar ve durum değerlendirmesi yapıyorlardı.
İlk akla gelen silahlı mücadeleydi. Fakat nasıl yapılacak, nerede başlayacak ve en önemlisi, başına kim geçecekti ?..
Padişah hiçbir şekilde düşünülemezdi ; zira İstanbul'u terk etmesi gerekecekti ve böyle bir girişim, başkentin bir daha geri dönmeyecek şekilde elden çıkmasıyla sonuçlanabilirdi. Şehzadelerden biri de olamazdı, çünkü "düvel-i muazzama"nın hiddetlenmesi halinde, aynı sonucun yaşanması yani İstanbul'un gitmesi olasılığı vardı..
Dolayısıyla, iş askere düşmekteydi. Geçmişi mesleki başarılarla dolu, güçlü bir generale.. Bu general Anadolu'ya gönderilecek, bir kısmı silahtan arındırılmış ancak bazısı hala silahlı birliklerin başına geçirilecekti. Böylece gelecekte barış masasına oturulduğunda karşı tarafa bir ordunun varlığı da hissettirilebilecekti..
Ordunun ileri gelenleri 1919 Mart ayında bir gece,Erenköy'de bir köşkte toplandılar ve mücadelenin mahiyetiyle, lideri üzerinde saatlerce tartıştılar..
Liderliğin Nuri Paşa'ya verilmesine karar kılındı. Her şey tartışılmış, karara bağlanmış ve toplantıya katılanlar ayrılmak üzere köşkün kapısına çıkmışlardı ki, bir otomobilin yanaştığını gördüler. Otomobilden genç bir albay çıktı : Sonraki yılların ünlü Refet Paşası, o günlerin Miralay Refet Beyi... Davetli olduğu toplantıya zamanında yetişemediği için özürlerini beyan etti ve bir sonuca varılıp varılamadığını sordu Refet Bey, Nuri Paşa'nın adını işittiğinde de, "Kanaatimce pek uygun bir seçim değil" dedi... "İşin, geçmişinde daha büyük başarıları olan ve daha meşhur bir askere verilmesi lazım.. Örneğin Mustafa Kemal Paşa'ya.. Arkasında Çanakkale işi var.. Çanakkale'deki savunması hala hatırlarda.."
Evlerine gitmek üzere köşkün kapısına çıkmış olan askerler bir anlık duraksamadan sonra, birkaç dakika önce terk ettikleri salona döndüler. Her şey baştan tartışıldı ve Refet Bey haklı bulundu..
Silahlı direnişin lideri Erenköy'deki köşkte o gece işte böyle belirlendi ve karar Babıali'ye, Sadrazam Ferid Paşa'ya gönderildi..
Sadrazam, kararı son sözü söyleyecek olan Padişah'a bizzat kendisi götürdü ve "Askerler Mustafa Kemal Paşayı istiyorlar.." dedi.

Mustafa Kemal'in ordu müfettişi olarak Anadolu'ya gönderilmesine toplantıya katılanlardan yalnızca biri karşı çıkmıştı : Harbiye Nazırı Şakir Paşa. Paşa'nın adının altını kırmızı mürekkeple çizmiş, yanına gene kırmızı mürekkeple, "En iyi askerimizdir, ancak bazı sebeplerden dolayı bence uygun değildir" diye yazmıştı ve ilave etmişti : "Üstelik cumhuriyetçi olduğu söylenir"..
Vahdeddin, Şakir Paşa'nın muhalefet şerhi koyduğu listeyi sadece bir kişiye, ablası Mediha Sultan'ın oğluna, uzun zamandır sırdaşlığını yapan Sami Bey'e gösterdi, fikrini sordu. Geçmişte kalan fakat külleri hala sıcak olan bir macerayı kastederek, "Enver'i hatırla !" dedi, "Sence hangisi daha iyi asker ? Enver mi, Mustafa Kemal mi ?.."
Sami Bey, "Hanedanınızı düşünün !" dedi dayısına, "Cumhuriyet taraftarı olduğundan söz etmişler. Hanedanınızı düşünün !.."
Padişahın cevabı, "Nerede, hangi hanedan ?" oldu. "Hepsi hanendegah oldu. Madem ki 'en iyi askerimizdir' diyorlar, onun gitmesi lazım. Cumhuriyet, vesaire gibisinden kişisel fikirleriyle bu işin ilgisi yok.."
Sonra, Şakir Paşa'nın şerhine işaret edip fısıldarcasına konuştu : "Eski paşalar kıskanıyorlar onu."
Kararı imzaladı ve tek bir cümle etti : "Bu adam bir iş yapacak !.."
Tarih, Sultan Vahdeddin'in iradenin altına imzasını koyduğu, işte o an değişti..
KAYNAK :
(1) : BOA, DH-ŞFR, Dosya : 95, Belge No : 59
(2) : BOA, DH-ŞFR, Dosya : 97, Belge No : 278
(3) : "Harp Tarihi Vesikaları Dergisi", vesika : 68 ; "Türk İstiklal Harbi", I. Cilt ; "Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı", S.174
(4) : BOA, DH-ŞFR, Dosya : 98, Belge No :98
(5) : SIR ANDREW RYAN, "The Last of the Dragomans", S.129-131
PROF. DR. OSMAN ÖZSOY'un, "KURTULUŞ SAVAŞI" adlı kitabından derlenmiştir..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder