"Kraliçe, valideleri ile beraber, yarınki salı günü buradan hareket edecek ve maiyetlerinde dokuz kişi bulunacaktır. Kontes Davala namı ile seyahat edecek olan Yugoslavya Kraliçesinin maiyetlerinde yalnız bir kadın vardır, diğer sekiz kişi pasaportsuz olarak seyahat etmekte olan valideleri Romanya Kraliçesinin maiyetini teşkil eylemektedir.
"Hariciye Nezareti, Kraliçe Hazretlerine seyahat esnasında kolaylık gösterilmesini ve emniyeti için tertibat alınmasını rica etmektedir.
"Kraliçenin maiyetlerine Türk hanımlardan ve teşrifattan birkaç mihmandar tayini, araç tahsisi, gerek sınırlarımıza, gerekse İstanbul'a vardıklarında konukseverlik gösterilmesinin uygun olacağı istirham olunur efendim."
(Belgrad Elçiliğinden Dışişlerine şifre tel. 2.5.1932, No.199)


Yugoslavya Kraliçesi (yukarıda solda), annesi Romanya Kraliçesi ile birlikte, 4-11 Mayıs 1932 tarihlerinde, özel olarak (yukarıda sağda) İstanbul'u ziyaret ettiler. Gezip görmek, alışveriş etmek amacıyla yapılan bu gezi, Türkiye ile Yugoslavya arasında siyasal yakınlaşmaya da katkıda bulundu. Kraliçeler, bir bakıma, ikili ilişkilerimizin geliştirilmesinde öncülük etmiş oldular. İstanbul'da kraliçelere gösterilen yakınlık ve sıcak konukseverlik, Yugoslavları pek memnun etti. Yugoslav Kralı da İstanbul'u ziyareti düşünmeye başladı.
Kral Alexander'ın İstanbul'u görme arzusu ertesi yıl gerçekleşti. Kral, Eylül 1933'de, Romanya'da bulunuyordu. Oradan, deniz yoluyla İstanbul'a geçmek ve Gazi Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek istediğini, Bükreş Büyükelçimiz Hamdullah Suphi Bey aracılığıyla Ankara'ya duyurdu. Gazi Hazretlerinin hayranı olduğunu söyledi ve "İstanbul'da kendileriyle görüşebilmek beni bahtiyar edecektir" dedi.
(DBA-Yugoslavya, 1/63-D.3, D.2 : Bükreş Elçiliğinden Dışişlerine şifre tel. 27 ve 28.9.1933)
Bu haber Türkiye'de büyük memnuniyet yarattı. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü, 28 Eylül 1933 günü Bükreş Büyükelçimize çektiği telgrafta özetle ; Kralın bu isteğinin başta Reisicumhur Hazretleri olmak üzere Cumhuriyet Hükumetini pek memnun ettiğini, Dolmabahçe Sarayı'nın Kral Hazretleri ve maiyetinin ikamet ve emrine tahsis edileceğini ve Gazi Hazretlerinin de Kral Hazretleri ile görüşmekten çok memnun olacağını bildirdi..
Yugoslavya Kralı'nın İstanbul'da Türkiye Cumhurbaşkanı ile görüşme niyeti, geniş yankı yaptı. Yugoslav basını, bu görüşmenin, "son yılların en önemli olayı" olduğunu, çünkü bunun "yalnız Balkanlar'da değil Orta Avrupa'da da barışın korunması için pek büyük rol oynayacağını" yazdı. Bu görüşmeden bir "Balkan Birliği" doğabileceği umudunu dile getirdi.
(Belgrad Elçiliğinden Dışişlerine şifre tel. 2.10.1933, No.508)
Yugoslav gazetelerine göre, bu görüşme, "Balkan hükumetlerini birbirlerine daha fazla yaklaştıracak, Balkan barışını daha fazla pekiştirecek" idi. İlgili taraflar da uygun görürlerse, yakın bir gelecekte bir "Balkan Birliği" bile gerçekleştirilebilirdi. Türkiye ile Yugoslavya arasında bir de Dostluk Antlaşması imzalanması bekleniyordu.
(Belgrad Elçiliğinden Dışişlerine yazı. 3.10.1933, No. 7431/509)

Yugoslavya Kralı Alexander ve Kraliçe Maria, 4 Ekim 1933 sabah saat 9'da, Dubrovnik kruvazörü ile Büyükdere önüne geldiler. Bizim Zafer ve Kocatepe muhriplerimiz, Boğaz açıklarından Dolmabahçe önüne kadar kruvazöre eşlik ettiler. Orada Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Hikmet (Bayur), Başyaver Celal, Yugoslavya Büyükelçisi kruvazöre çıkarak kendilerini karşıladılar. Kruvazör saat 10'da Dolmabahçe önüne vardı ve top atışlarıyla şehri selamladı. Orada demirli bulunan Yavuz zırhlısı da top atışlarıyla karşılık vererek konuk kralı selamladı. Kruvazör demir attıktan sonra, Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü, İstanbul Valisi, Merkez Kumandanı ve Emniyet Müdürü motorla kruvazöre çıkıp kral ve kraliçeye saygılarını sundular. Saat 10.05'te kral, Ankara motoru ile Dolmabahçe rıhtımına çıktı ve orada Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal tarafından karşılandı..

Tevfik Rüştü (Aras), bu görüşmeyi şöyle anlatıyor :
"... İki devlet reisinin birbirleriyle görüşmelerinden doğan memnuniyet ifadelerinin karşılıklı açıklanmasından sonra önce Kral Alexander'ın İstanbul'a gelirken Varna'da Euxinagrade sarayında Bulgaristan Kralı Boris'le görüştüğünü ve bu mülakatta hiçbir siyasi iş konuşulmayıp sadece aile hususlarına değindiğini ifade buyurdular.
"Mustafa Kemal Hazretleri de bir süre önce Ankara'da imza edilen Türk-Yunan anlaşmasının özellikle barışı amaçladığını açıkladılar. Bunun üzerine Kral Hazretleri Balkanlar'da sınırların ve barışın istikrarı için Yugoslavya'nın Türkiye ile aralarında ortak mesainin faydalı olacağını ve iki ülke arasındaki emlak sorununun halli için emir verdiğini beyan ettiler...Ardından Türkiye ve Yugoslavya Dışişleri Bakanlarının aralarında Cenevre'de, tabii hükumetlerinin talimatları uyarınca, karar verdikleri bir ademi tecavüz anlaşması imzalanabileceğine işaret edilerek bunun kendi arzuları ve tarifleri dahilinde olduğunu gösterdiler..
" (...) Bu esasta devam eden karşılıklı bir iki cümleden daha sonra Balkanlar'da barışın korunması için bütün Balkan devletleri arasında ortak çalışma konusunda ve bu husus için Yugoslavya Kralı Hazretlerinin gayet iyi ve olumlu bir iş olarak kabul ettiği Türk-Yunan Anlaşmasının Balkan barışı çalışmalarını kolaylaştıracak özelliğini kaydederek bu barışın gerçekleşmesi için Türkiye ve Yugoslavya Hükumetlerinin birlikte gayret sarf etmeleri gerek ve yararında iki Devlet Reisi tamamıyla mutabık kalmışlardır.."

Atatürk ile Kral Alexander arasındaki bu görüşme, Türk-Yugoslav dostluğunu ileri bir düzeye çıkardı. Kısa bir süre sonra, 27 Kasım 1933'de, Belgrad'da, Türkiye ile Yugoslavya arasında Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması imzalandı. İki Devlet Başkanı arasında gayet dostça mesajlar alınıp verilmeye başlandı. Atatürk, Yugoslavya'nın bu barışçı kralını "dost ve kardeş" sayıyordu.
Dış basında, Atatürk'ün, Belgrad'a gideceği ve kralın ziyaretine karşılık vereceği havadisleri çıktı. (Daily Mail, 13.Ocak.1934)
Atatürk-Alexander görüşmesi, aynı zamanda, Balkan Antantını da hazırlayan adımlardan biri oldu. Dört ay sonra, 9 Şubat 1934 tarihinde, Türkiye, Romanya, Yugoslavya ve Yunanistan arasında Balkan Antantı Paktı imzalandı...

BİLAL N. ŞİMŞİR'in "Bizim Diplomatlar" adlı kitabından derlenmiştir..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder